Hey Gidi Yaylalar

Yaylalar çocukluğumdan beri beni çok etkilemiştir. Yetmişli yıllarda yaylada çok kaldım.nMayıs ayı içinde yaylaya giderdik. Kaç yaşımda olduğumu hatırlamıyorum, ama anam beni yaylaya kocakarı annemin yanına yerleştirdikten sonra köye dönüyordu. Kocakarı annem aslında babamın halası hiç evlenmeden babam ve amcamlara bakmış, onu da çok severdim. Beni mutlu edebilmek için elinden ne gelirse yapardı sabahları kesinlikle erken kaldırmazdı kendisi yiyebileceğim yemekleri yanıma koyar komşu teyzeye tembih ettikten sonra inekleri otlatmaya götürürdü. Bir akşam üstü kocakarı annem eve geldikten sonra ineklerin ihtiyaçlarını giderdikten sonra beni bir tekneye koyarak yıkar sonra bir de bana ve kendisine yetebilecek kadar süt caşı yapar ve bu yemeği benim önüme koyar sen yemeye başla der bana ben de namazımı kılayım. Ben caj’a kaşığı attıkça tadı daha da hoşuma gider yedikçe yiyesim gelen ben kocakarı annem namazı bitirmeden  ben caj’ı bitirdim. Anam namazdan sonra bir bakar tavada hiçbir şey kalmamış. O yemeği bitirdiğim için nekada mutlu olur onu anlatamam sizlere Allah Nur içinde yatırsın.

Vartevorcular Bir süre yaylada kalıp dinlenirler, tekrar köye dönerlerdi ve yaylaya gelirken köyde yenebilecek ne varsa kimi sırtında, kimi katırlara yükleyip getirirlerdi. Yaylada olan arkadaşlarla birlikte bu kalabalığı karşılamaya giderdik. Yaylada köy yolunun görülebildiği bir tepeye çikar oturup beklerdik. Ormanın arasından katırların boynuna takılan çingirak sesi duyulunca vartevorcuların yaklaştığını anlardık. Katırları da güzel süslerlerdi. Nazar boncukları ile birlikte çanlar ve zillerin kombinezonu olan çingirak takımı üç dört kilometre uzaklıktan duyulurdu.  Çok sesli bir orkestra gibi ahenkli çalardı. Ter içinde kalmış vücutlarından dumanlar çıkardı. Ormanın bitiminde ve yayla çimenlerinin başladığı bayırda taş oluklardan akan soğuk sudan insanlar, uzun ağaç avzondaki sudan katırlar doya doya içerdi. O zamanlarda katır ve atlar belki de arabalardan daha değerliydi.

Kalabalığın arasında anamı bulur, kucaklar,  ardından bana ne getirdiğini kontrol ederdim. Bu arada vartevorcular yaylaya tulum sesi silah sesi eşliğinde yol almaya devam eder. Yaylada yaşan yaylacıların hemen hemen hepsinin misafirinin olduğu bir zamandır. Bu zaman içerisinde öncesinde yaylacıların biriktirmiş olduğu kaymaklar köyden gelen bu grup tarafından yağlara dönüştürülürdü işler tamamlandıktan sonra kadınlar ve erkekler müsait bir evde toplanır başlarlar türkü söylemeye. O türkü söylenen evde kaymaklar yayıklara konur kızlı erkekli gruplar daha erken yağa dönüştürebilmek için yarış ederler. Bu yarış atma türkü söylenirken öyle kızışır ki karşı grup yarışı kazana bilmek için hilebazlığa başvurur. Bu grup yarışı önde götüren arkadaşlarının yayığına kaymak yerine şerad(Kaymak yağ olduktan sonra geri kalan su) koyar. Yarışmayı önde götüren erkekler türkü ve gecenin güzel atmosferine kendilerini kaptırarak asılırlar yayığa fakat kan ter içindeler yayık ne kadar seri git se gelse de bir türlü yağ olmaz. Bu hadise erkekler tarafında çok sıkıntılı bir durumdur. Sonunda iş anlaşılır yarışma kızların zaferiyle biter. Bu yazımda vartevor ne anlama gelmektedir onu da anlatmaya çalışayım: yayla sezonu yaklaşık üç aydır yaylacıların yaylaya il gelişine yaylaya yaz göçü denir. Yaylada 1,5 ay kaldıktan sonra biriken iş ve kaymakların yağlara dönüştürebilmesi için köyden akrabaların topluca yaylaya hem gezmek hem de yardım için gelmelerine ve yapılan şenliklerin tümüne vartevor denir. Kış ayı yaklaştığında köye dönülmesine güz göçü denmektedir.

Yaylada olan vartevorcular toplanarak yakında olan diğer yaylalara giderek o yaylalara gelmiş insanlara misafir olurlar. Aynı zaman da diğer yaylalarda olan gruplar bizim yaylamıza gelerek bizlerin misafiri olur. Bu gruplara bizler elimizden gelen en iyi hizmeti vermeye çalışırız.